Bu ülkede ne kadar yalnızım” dedi adam. “İyi ki sizler varsınız.”
Aç köpekler torbalardan bayat ekmekleri çıkarmasına izin vermiyor, üstüne atlıyordu.
Zor bela bir ekmek ayırmayı başarıp kalanları parçalanmış torbalarla kumların üzerine bırakmak zorunda kaldı.

Köpekler bir yandan birbirleriyle dalaşarak ekmek parçalarını soluksuz yuttular. Henüz küçük olanları kapabildikleri ganimetleriyle hemen uzaklaşıp sotalara sığındılar.
Adamın aklına İstanbul’da, köprü altında, sokak çocuklarının önüne lokanta artıklarını atarken “manca” diye bağıran garson geldi birden. Sonra her gün çöpe atacağı bayat ekmekleri yarı fiyatına kendisine kakalamaktan pek mutlu olan kasaba fırıncısı. Aklına gelenler, “2000 li yıllar memleketimizin refah yılları olacaktır” demeçleri veren hazine yiyicisi soytarılara kadar uzandı. Şikayet eder gibi denize baktı.”Yut bunların topunu”dedi.
Tepeden tırnağa, sunturlu bir sövgüyü saldı rüzgara.

Ayırdığı ekmeği yedirmeyi deneyeceği koca kafalı köpek, her zamanki gibi diğer köpeklerin ekmek kavgasına karışmamış, aç iniltilerle uzaktan bakmakla yetinmişti. Günlerdir ona yaklaşmaya, bir şeyler yedirip güvenini kazanmaya, yaralarına yakından bakmaya çalışıyordu. Kaçıyordu “kocakafalı”. Yalnız ondan değil, bütün insanlardan uzak duruyordu.
Uyuz, zayıf bedeninin her yanını sarmıştı. Kaşıdığı yerlerden kan akıyordu. Sol tarafından oldukça büyük bir deri parçası sıyrılıp alınmış gibiydi.

Adam ona acımıyordu. Aksine; bu neredeyse “canlı cenaze” haline rağmen kendi başının çaresine bakmasına saygı duyuyor, “insandan” kaçmasını anlıyordu. Kendisini tartan bakışları iyi bir dost olabileceğini söylüyordu.

Adam ekmekten bir parça kopardı. Diz çöktü. Elini uzatıp “gel oğlum bir parça olsun ye” dedi usulca. Kocakafalı, bir aydan beri ilk defa, avuçtaki ekmeğe değil, adamın gözlerinin içine bakarak geldi, karşısına oturdu.Ekmeğe uzanmadı. Kafasını eğerek adama uzattı.
Bunun; “ekmekten önce sevgine ihtiyacım var” demek olduğunu kendi yaşadıklarından anladı adam. Onun kocakafasını avuçlarının içine aldı.Okşadı.Önüne uzanıverdi kocakafa. Yaralarına bakma fırsatı buldu adam. Sıyrılıp alınmış derinin altında, etine gömülmüş saçma parçalarını gördü. Şaşırmadı.”İnsanın” yaptığına, yaptırdığına şaşırmazdı.

O akşam üstü birlikte gittiler adamın evine. Yaralarını temizlediler kocakafanın. Ilık çorbaya doğranmış ekmeğini yedi. Kapının önünde uyuya kaldı. Ertesi dün kurban bayramıydı. Bayram sonrası onu veterinere götürmeye, onunla kalmayı seçerse bir kulübe yapmayı düşündü adam. Bir yaşında falan olmalıydı köpek. Sokaklarda büyümüş, belki de kardeşlerinden sağ kalmayı bir tek o başarabilmişti. Başına buyruk yaşamayı seçebilirdi. Oysa kocakafa kararını vermiş, adama sonsuz bir bağlılık gösterisi hazırlıyordu…

Sabah bayram namazından çoktan dönmüş “kurban” kesen komşularının sesleri ve köpek havlamalarıyla uyandı adam. Pencereden baktığında kapının önünde bekleyen kocakafayı gördü. Dışarı çıktı, uzattığı kafasını okşadı yine.”Sahile balığa gidelim mi oğlum”derken, “kurban” kesilen bahçelerin duvarlarına, tel örgülerine yapışmış, yalanan, kasabanın köpeklerini gördü.”Fakat sen burda kalmak istersin bu gün.” “Ganimet bol olur,senede bir gün et, kemik falan” dedi. Kocakafa düşünmekle yetindi.

Adam çizmelerini giydi, oltalarını aldı.”Hadi hoşçakal”dedi kocakafaya. Kesilmiş hayvanların kan kokularının yükseldiği bahçelerin arasından denize yürüdü. Atılmış barsakları çekiştirerek kavga eden köpekleri gördü. “Bize benzettik sizi de” diye seslendi onlara.

Dik yamaçtan aşağıya kıyıya inen patikanın başına geldiğinde derin bir soluk aldı.
“Merhaba baba deniz” diye bağırdı ufuğa doğru.
Deniz de bir dalga sesiyle yanıtladı onu.
Bir “hav, hav” sesi yükseldi adamın hemen arkasından.
Şaşırmayan adam, şaşırdı.
Kocakafa sessizce gelivermişti arkasından “ganimete” boş verip.
Adam sarıldı ona.
Bir kez daha seslendi denize…
“Üç olduk baba.Tanıştırayım arkadaşımı. Adı; “Kocaman…”

TİMUR UGAN

Did you like this? Share it:

« »